2016, 21 yarıştan oluşan F1 tarihinin en uzun sezonuydu. Ancak, 2016 sezonu artık F1’in klasik sezonları olarak adlandırabileceğimiz 90’lar ve 2000’lerin başındaki takvimlerden çok daha farklı pistleri barındırıyor. Güvenlik endişeleri, finansal problemler ve bunlar gibi çeşitli problemler yüzünden birçok pist F1 takvimine elveda demek zorunda kaldı. Kimi pistlerin gidişi bizleri pek üzmese de bazı pistler var ki günümüzde hala onların takvime geri dönmesini istiyoruz. Bu yazıda F1 takviminin bir parçası olmasından memnun olacağımız 10 pisti sizler için derledik.

Hollanda GP’si – Circuit Park Zandvoort

John Hugenholtz’un F1’e Suzuka’yla birlikte kazandırdığı iki pistten biri olan Zandvoort, 1952-1985 yılları arasında 31 Hollanda GP’sine ev sahipliği yaptı. F1 yarışlarına ev sahipliği yaptığı yıllardaki düzeni, günümüzdeki düzeninden oldukça farklı olan pistte iki tane keskin viraj bulunuyordu ve genel anlamda kare şeklindeydi.

Ekonomik sorunlar yüzünden 1985 yılında son yarışına ev sahipliği yapan pist, bugünlerdeyse oldukça kıvrımlı bir yapıya sahip ve başka serilerde yapılan yarışlardan edinilen videolara bakıldığında oldukça eğlenceli bir pist görünümünde. Günümüzde Heineken ve Max Verstappen’in F1’deki varlığı, önümüzdeki yıllarda Zandvoort’un F1’e dönüş ihtimalini oldukça kuvvetlendiriyor. Umarız modern çağda yapılacak bir Hollanda GP’si Circuit Park Zandvoort’ta koşulur.

Güney Afrika GP’si – Kyalami 

1967-1992 yılları arasında genellikle sezonun açılış yarışlarına ev sahipliği yapan Kyalami pistinde bugüne kadar 2 farklı düzen kullanıldı. İlk düzen oldukça sade ve hızlı bir yapıya sahipti. Pist o kadar hızlıydı ki 1985 Güney Afrika GP’sinde pole pozisyonunu elde eden Nigel Mansell’ın ortalama sürati 236.898 km/sa idi. 1985 yılında Güney Afrika ve diğer uluslar arasında yaşanan politik nedenlerden dolayı yarışa ara verildi ve pist takvime 92-93 sezonlarında geri döndü.

Takvime geri dönmeden önce büyük bir değişikliğe uğrayan pistte artık sade ve hızlı düzenden eser yoktu. Eski pist yerini geniş açılı ve kıvrımlı virajları barındıran yeni piste bırakmıştı. Ancak, Kyalami’nin geri dönüşü uzun sürmedi ve ekonomik nedenlerden dolayı yarış takvimden tekrar düştü. Modern F1 çağındaki ultra hızlı araçları, eski pistte yarışırken görmek gerçekten bizler için görsel bir resital olabilirdi. Fakat, Güney Afrika’nın takvime dönme ihtimali çok düşük görünüyor ve dönse dahi revizyona uğrayan ve sıradanlaşan pistle takvime geri döneceği kesin.

Britanya GP’si – Brands Hatch

Gerhard Berger tarafından, ‘dünyanın en iyi pisti’ olarak tanımlanan Brands Hatch, 1964-86 yılları arasında Silverstone’la beraber dönüşümlü olarak Britanya GP’sine ev sahipliği yaptı. 1985 yılında Nigel Mansell’ın ilk kariyer galibiyetini aldığı pist olan Brands Hatch birçok tarihi ve unutulmaz yarışa sahne oldu.

Brands Hatch’de tur Brabham düzlüğü ile başlar ve bunu sağa dönülen ve aldatıcı bir viraj olan Paddock Hill Bend takip eder. Birçok iniş çıkışı barındıran pist adeta mini bir roller-coasterdır ve birçok aldatıcı virajla çok sayıda geçiş şansı tanır. Manzarasıyla da övgülere mazhar olan pist, dünya üzerindeki en iyi pistlerden biri olarak kabul edilir.

Sözleşmesinin devam ediyor olması ve 8 takımın merkezinin Silverstone olması nedeniyle, Brands Hatch’in geri dönme olasığı pek mümkün görünmüyor. Bu yüzden Brands Hatch’i başka serilerde izlemeye devam etmemiz gerekiyor.

Avustralya GP’si – Adelaide

Avustralya GP’sinin Albert Park’tan önceki durağı Adelaide’ti ve Adelaide, Albert Park’ın hızlı doğasının aksine bir dizi şikanı ve kısa düzlüğü içinde barındıran yavaş ve kısa bir cadde pistiydi. İki pist arasındaki bir diğer zıtlıksa birinin sezonun açılış diğerinin kapanış yarışlarına ev sahipliği yapmasıydı. Ve sezonun son yarışlarına ev sahipliği yapan Adelaide birçok unutulmaz yarışa sahne oldu. 1991’de yağmurdan dolayı 14. turda durdurulan yarış ve Schumi’yle Hill’in kaza yaptığı 1994 yarışı bunlardan bazılarıydı.

Avustralya’daki birçok pist güzeldir ve her ne kadar Adeleaide’de bir yarış yapılmasını istesek de uzun yıllardır sezonun Melbourne’de başlamasına alıştık. Bu yüzden Albert Park’ın takvimden düşmemesi şartıyla kapılarımız Adelaide’e sonuna kadar açık.

Portekiz GP’si – Autódromo do Estoril

Genellikle Senna’nın kazandığı ilk yarışa ev sahipliği yapmasıyla bilinen Estoril’de 1984-96 arasında 13 Portekiz GP’si düzenlendi ve pistin genel yapısının Katalunya’ya benzediğini söylersek hata etmiş olmayız. Hatta pist haritalarına dikkatli bakmadığınız takdirde Estoril’i Katalunya sanmanız çok büyük bir olasılık.

Normalde 1997 sezonun finaline ev sahipliği yapması planlanan Estoril, hükümetin yarışı finanse edememesi nedeniyle takvimden düştü ve 96’dan sonra takvime geri dönemedi. 2009 yılında Portekiz GP’sinin takvime geri dönme ihtimali olduğu, ancak olası bir Portekiz GP’sine oldukça modern imkanlara sahip Algarve pistinin ev sahipliği yapacağı konuşuldu. Bu hadise gelecekte bir Portekiz GP’si yapılsa dahi Estoril’in takvime geri dönme ihtimalinin oldukça düşük olacağını gösteriyor.

Arjantin GP’si – Autódromo Juan y Oscar Gálvez

Buenos Aires’teki Oscar Galvez pisti 1953-98 arasında çok sayıda düzenle 20 yarışa ev sahipliği yaptı. Alberto Ascari, Juan Manuel Fangio, Jackie Stewart ve Michael Schumacher gibi efsanelerin yarış kazandığı Oscar Galvez’in özellikle 15 numaralı düzeni oldukça aykırı bir yapıya sahipti. Bu düzenleme oval bir virajla birbirine bağlanan oldukça uzun iki düzlüğü ve bol sayıda kıvrımlı virajı barındırıyordu. Son olarak 95-98 arasında 6 numaralı düzeniyle F1’e ev sahipliği yapan Buenos Aires’in gelecekte takvime dönmesi bütün fanları mutlu edecektir.

Almanya GP’si – Eski Hockenheim

Hockenheim 1960’lardan revizyona uğradığı 2002’ye kadar Monzavari bir yapıya sahipti ve helikopter kamerasından baktığımızda ormanın içinde kaybolan 3 uzun düzlüğe sahipti. Bu düzlükler geçiş yapmaya izin verecek şikanlarla birbirine bağlanıyordu ve tur, bugün de pistte bulunan stadyum bölümüyle tamamlanıyordu. Bu benzersiz pist bizlere unutulmaz yarışlar vadediyordu, tıpkı 2000’de Rubens Barrichello’nun ilk zaferini kazandığı yarışta olduğu gibi. 2002 yılında Herman Tilke tarafından yapılan düzenleme de fena sayılmaz, ancak uzun ve oldukça hızlı eski Hockenheim’ın yanında oldukça sıradan kalıyor.

Eski pistteki düzlük ve şikanların yerinde şimdi ormanlar bitti. Her ne kadar çevreci olsak da muazzam düzlüklerde yaşanacak enfes mücadeleler için birkaç dönümlük ormanı feda edebiliriz ama değil mi?

San Marino GP’si – Autodromo Enzo e Dino Ferrari

Nam-ı diğer İmola, 1980 yılında Monza’da yapılacak büyük değişiklikler nedeniyle İtalya GP’sine ev sahipliği yaptı ve oldukça sevildi. Saatin tersine koşulan ender pistlerden biri olan İmola, sıkı, dar ve orta hızlı yön değişimleriyle büyük bir meydan okumaya izin veriyordu. Ferrari’nin merkezi Maranello’ya oldukça yakın olan İmola, genellikle sporun üzerine kabus gibi düşen ve Senna’yla Ratzenberger’in ölümleriyle sonuçlanan 1994 yarışıyla hatırlanır.

2006 yılından sonra ekonomik problemler yüzünden takvimden düşen pistin, Monza’nın yerine takvime dönebileceği konuşuluyordu. Ancak, son dönemde Monza anlaşmasını yeniledi ve bu konu şimdilik kapanmışa benziyor.

Fransa GP’si – Circuit de Nevers Magny-Cours

1991-2008 yılları arasında 18 Fransa GP’sine ev sahipliği yapan ve Schumacher’in 8 yarış kazanarak rekor kırdığı Magny-Cours, 2008 yılında dünyayı etkileyen ekonomik kriz ve pistin yerleşkesinin oldukça kırsal bir alanda olması nedeniyle takvimden düştü.

Fransa GP’sine ev sahipliği yaptığı dönemde takvimdeki en az engebeye sahip pist olan Magny-Cours, oldukça kıvrımlı bir yapıya sahipti ve Estoril gibi oldukça hızlı, eğlenceli bir virajla oldukça hızlı Nurburg ve İmola şikanlarını içinde barındırıyordu.

Fransa GP’si 2018’de takvime geri dönüyor, ancak Paul Ricard’la. Bunun için Magny-Cours’u ne kadar sevsek de geri dönüş ihtimali oldukça zayıf gözüküyor.

Türkiye GP’si – İstanbul Park

Acı gerçekle yüzleşmek zorunda kalan son pist ülkemizde düzenlenen 7 yarışa ev sahipliği yapan İstanbul Park’tan başkası değildi. Herman Tilke’nin tekdüze pistlerinin içinde Sepang’la birlikte parlayan bir yıldız olan İstanbul Park, hızlı yön değişimleri ve inişli çıkışlı yapısıyla başta pilotlar olmak üzere herkesin takdirini kazanmayı başarmıştı.

Saat yönünün tersine koşulması ve 4 apekse sahip 8. virajla ünlenen pistimiz, 2011 yılından sonra ekonomik problemler yüzünden takvimden düşmek zorunda kaldı. Günümüzde Vural Ak tarafından F1’in ülkemize geri getirileceği birçok kez dile getirildi, ancak yüksek anlaşma bedelleri yüzünden Türkiye’nin takvime geri dönme ihtimali gerçekten zor görünüyor.

Sosyal Medya Hesaplarınızla veya Üye Olarak Yorum Yapabilirsiniz