İlk puanları kazanmak herhangi bir sürücünün kariyerinde büyük bir kilometre taşıdır fakat bu yazıda kaleme alacağımız isimler bunu başarmak için uzun süre beklemek zorunda kalanlardı.

Bazı sürücüler F1’e geldiği ilk yarışta puan kazanırken bazıları bunun için biraz daha beklemek zorundaydı. Bu, bazen yıllarını rekabetçi veya dayanıklı olmayan araçlarda harcalamalarından bazen de beklenen performansı tam anlamıyla yerine getirememelerinden dolayı gerçekleşti. Şanssız Luca Badoer gibi bazı pilotlar ise bir puan bile kazanamadan F1 defterine son noktayı koydu.

Bu 10 sürücü eninde sonunda hanesine puanlar yazdırmayı başardı fakat yine de diğer sürücülerden daha uzun süre beklemeleri gerekti.

Pedro Diniz – 24 Yarış

İkinci sezonunda Ligier’e geçiş Pedro Diniz’e kariyerindeki ilk puanları getirdi.

Pedro Diniz’in F1’e girişi kaçınılmazdı çünkü onun varlıklı babası, 1995’te Forti ekibinin kuruluşunda hayati bir rol aldı. Diniz’in bahtsız takım için puan kazanma şansı yoktu fakat bu, 90’ların ortasında umutsuz bir paralı sürücü olması nedeniyle değildi – Brezilyalı aslında oldukça sertti ve zaman zaman hızlıydı.

Ligier 1996’da onu ve parasını kaptı. Olivier Panis tarafından mağlup edilse de Diniz o yıl İspanya’da kayerindeki ilk puanı kazandı. Brezilyalı, klasmana giren son isimdi fakat Michael Schumacher’in herkesi aptal durumuna soktuğu o ıslak yarışı hatırlayın – doğrusu, diğerlerinin finişe gelemediği düşünüldüğünde Diniz’in klasmana girişi etkileyiciydi.

Diniz, o yıl Monza’da bir kez daha puan kazandı ve 1997’de dünya şampiyonu takım arkadaşı Damon Hill’e zaman zaman şaşırtıcı şekilde kafa tutacağı Arrow’a geçti. Nurburgring’de güçlü bir yarış sonunda elde ettiği ve bir yıl sonra Spa’da zorlu koşullar altında tekrar ettiği 5’ncilik Brezilyalının en iyi sonuçlarıydı.

Sauber’le geçirdiği 2 yılın ve Prost takımını satın almak için yapılan başarısız bir girişimin ardından Diniz emekli olup, ülkesi Brezilya’ya geri döndü. Babasının süpermarket işleriyle ilgilendi ve bir çiftçi oldu.

Jan Magnussen – 25 Yarış

Magnussen’in ilk puanı mutlu bir anı olmalıydı, fakat bu yarış onun son yarışı oldu.

Kevin’ın babası, F1’e katıldığında inanılmaz derecede değerli bir sürücüydü. 1994’te Britanya F3 şampiyonasında Ayrton Senna’ya ait olan galibiyet rekorunu kırdı ve 1995’te McLaren adına bir yarışa çıktıktan sonra 1997’de tam zamanlı olarak Stewart’a katıldı.

Araç griddeki en hızlı araç veya en dayanıklı araç olmasa da Jan, 1997’de takım arkadaşı Rubens Barrichello’nun hızına ayak uydurmakta zorlandı ve 1998’de işler daha iyi gitmedi. Sonunda, sezonun 7. yarışı Kanada’da 6’ncı olarak garaja puanla dönmeyi başardı – fakat takım, Jan’dan ümidi çoktan üzmüştü. Ekip, kazanılan puana rağmen sezonun kalanında Jos Verstappen’le yarıştı ve bu, Danimarkalının kariyerinin sonu anlamına geliyordu.

Jules Bianchi – 25 Yarış

Jules Bianchi, 2014 Monaco’da çetin bir yarış sonunda 9. olarak kalitesini gözler önüne serdi.

Jules Bianchi, kısa kariyerinde hiç puan kazanamayabilirdi, çünkü Maurissia ilk 10’a hiçbir zaman yakın olmadı. Fakat Bianchi ikinci sezonunda Monaco’da mükemmel bir sürüş ortaya koydu ve harika bir 9’nculukla 2 puanı çantasına koydu.

O sezonun sonlarına doğru Suzuka’da geçirdiği kaza nedeniyle hayatını kaybeden Jules, ne yazık ki çetelesine daha fazla puan ekleyemedi. Gelecekte Kimi Raikkonen’in Ferrari’deki koltuğu için en büyük aday olduğu göz önüne alındığında Bianchi’nin bunu başarması işten bile değildi.

Harry Schell – 26 Yarış

Schell, kariyerinin ikinci baharını güçlü bir sürücü olarak geçirdi.

Amerikan Harry Schell, F1’in ikinci yarışı olan 1950 Monaco GP’sinde yer aldı ve şampiyonaların ilk 5 yılında sık sık yarışan bir pilottu. Gridin nistepen küçük olduğu, yüksek yıpranma oranının bulunduğu ve araçların hızlı sürücülerle paylaşıldığı bu döneme rağmen Schell, bir puan bile kazanamadı.

Bu, 26. yarışında Vanwall adına güçlü bir sürüş ortaya koyup 4. sırayı elde ettiği Spa’da değişti. Bu, nasıl olduysa onun performansını yükseltti ve 1957’de Pescara GP’sini 3. bitirip Maserati için şampiyona 7’ncisi olurken 1958’te şampiyona 6’ncılığı yolunda Zandvoort GP’sini 2. tamamladı.

Düzenli bir şekilde puanlar kazanan güvenilir bir sürücü olarak itibar oluşturdu ve Silverstone’da şampiyona dışı bir yarışta geçirdiği kaza sonucunda hayatını kaybettiği 1960’a kadar F1’de yarışmaya devam etti.

Alex Caffi – 31 Yarış

Caffi oldukça hızlydı ve çok az hata yaptı fakat arzuladığı başarıya ulaşamadı.

Alex Caffi, 1986’da Osella için etkileyici bir tek yarışlık sürüşün ardından 1987’de yarışmak için tam zamanlı bir sözleşme imzaladı. Osella’da yarıştığı dönem zarfında puanlar asla mümkün olmadı ve 1988’de Scuderia Italia takımına geçti.

Ancak, ekibin F1’deki ilk sezonuydu ve harika olmayan Dallara şasisi ile Caffi’nin en iyi sonucu Portekiz’de elde ettiği 7’ncilikti. 89’daki araç çok daha iyiydi ve sonunda Monaco’da ilk puanlarını kazandı; sıralama turlarındaki mükemmel 9’unculuğu 4. olarak taçlandırdı.

Birkaç yarış sonra Phoenix’te bir podyum elde edebilirdi fakat takım arkadaşı Andrea de Cesaris’e tur bindirmeye çalıştığı sırada yarış dışına itildi. Kanada’da bir başka puanı hanesine ekledi ve 90’da Arrows’a geçti. O sezon Monaco’da bir kez daha puanlar kazandı ve genellikle takım arkadaşı Michele Alboreto’dan daha hızlıydı fakat takım 1991’de berbat Porsche motoruyla yarıştığında işler sarpa sardı.

Caffi 1992’de Andrea Moda’ya geçmek zorundaydı fakat birkaç yarışın ardından takımdan ayrıldı ve bu, bir zamanlar umut verici olan bir F1 kariyerinin sonuydu.

Yazının ilk kısmı burada sona eriyor. Çok kısa süre içerisinde devamı sizlerle olacak. Yazının orijinalini WTF1‘de bulabileceğinizi de belirtelim.

Sosyal Medya Hesaplarınızla veya Üye Olarak Yorum Yapabilirsiniz