Keke Rosberg: McLaren ve Ben

0

Keke Rosberg, kariyerinin son senesini McLaren’de geçirdi. Ama bu McLaren’le olan ilişkisinin başlangıcı ve sonu olmadı. Keke Rosberg’in McLaren’deki tecrübelerini anlattığı bu yazısını sizler için çevirdik.

McLaren’le olan ilişkim uzun zaman önceye gidiyor. Benim de aynı seride yarışıyor olduğum dönemlerde Ron Dennis’in bir Formula 2 takımı işlettiğini unutmayın. Ve hatta ben Project 4 için (Ron Dennis’in takımı) 1979 Hockenheim yarışını kazanmıştım. Aynı zamanda Mansour Ojjeh ile de iyi arkadaş olmuştuk. Çünkü McLaren’e gitmeden önce (TAG) Williams’ın sponsoruydu ve ben de onun 30. doğum gününde dünya şampiyonu olmuştum.

O günlerde padokta şimdi olduğundan çok daha fazla aile hissi vardı. Formula 1 o kadar büyüdü ki biz köy hissini kaybettik ve o bir şehir haline geldi.

McLaren’e geçmemin çok net iki sebebi vardı. Biri şuydu, Frank’e (Williams) dediğim gibi “Eğer Nigel Mansell gelirse, ben giderim.” Sonra Frank de “Hiçbir yere gitmiyorsun!” demişti. Tabii ben de 1985’de gitmedim. Sonraları, Nigel mükemmel bir takım arkadaşı olduğundan yanıldığımı fark ettim. O yıl birbirimize karşı acımasızca yarıştık ama asla bir sorun yaşamadık, en ufak bir tane bile.

Bu yüzden zaman geldiğinde, 1986 yılı için Ron’la belli bir süre öncesinde anlaşma imzalamıştım. Nigel yüzünden gitmenin bir anlamı yoktu. Diğer taraftan, tabii ki Williams’ın en iyi araca sahip olabileceğini biliyordum. Ve McLaren’in iyi bir aracı olmayabilecağını bilmiyordum.

senna-prost-rosberg

Ne var ki, McLaren’e katılmak için bir başka neden daha vardı. Formula 1’deki vaktimin sonuna geldiğimi biliyordum ve bırakmadan önce Ron’un nasıl çalıştığını görmek istedim. Ben çokça pazarlama odaklıydım, işin o tarafları benim çok ilgimi çekerdi ve Ron açıkça Formula 1’deki en iyi pazarlama bölümüne sahipti. Nasıl çalıştıklarını kesinlikle görmek istedim ve bu bakımdan çok faydalı bir sezondu. Yani istediğimi aldım.

Hiçbir takım arkadaşımla bir sorunum olmadı, açık ve dürüst olduğunuz sürece kimseyi yuhalamam. Alain Prost’la çok iyi geçindim. O günlerde çalışma ortamı şimdiki kadar detaylı değildi. Beş kişiyle; iki sürücü, iki mühendis ve belki bir şef mühendis veya lastikçiyle filan oturup brifing yapardık. Tabii ki mevcut veri de sürücüden gelirdi.

Veri kayıtlarımız vardı fakat sanırım 1986 yılı Bosch’un veri yollayabilen ve kaydedebilen bir sistem geliştirdiği ilk yıldı. Sensör bir çeşit filmdi. Yani bana böyle dendi, onu asla görmedim! Tabii ki spor olağanüstü değişti. Araçtan alabildiğimiz kadar en iyisini almak için çalışıyor ve deniyorduk fakat bir sınırı vardı. Çünkü hiç verimiz yoktu.

keke-rosberg

Bir önden kayma yaşayan bir araçtan, bir de sürekli yakıtı biten bir araçtan çok çektim. Yakıt göstergelerimiz çok isabetsizdi. Bu bir McLaren problemi değildi, sadece o yıllarda ısı, hacim gibi faktörleri dengeleyen bir teknolojimiz yoktu. Soğuk yakıtı koyardık kaynayarak çıkardı ve bu esnada hacim çarpıcı bir şekilde değişirdi. Biz bunu ölçemiyorduk işte.

Yarış dışı kalmaktan artık bıkmıştım, lider götürüp yakıtsız kalmaktan… Ve tabii Prost da. Fakat Alain yakıtını benden daha iyi idare etmişti. Göstergeye güvenerek çok yakın gittim. Üstüne çıkmadım fakat göstergeye de güvendim. Defalarca, tekrar tekrar… Hockenheim’da lider giderken yakıtım bitti, Imola’da yakıtım bitti… Kaç yerde oldu bilmiyorum.

Araç açıkça benim için fazla önden kayıyordu. Brands Hatch’te şahane bir şekilde hızlı olduğumuz muhteşem bir testimiz oldu, çünkü aracımın mühendisliğini John Barnard yapıyordu ve önden kaymayı halletmişti. Birkaç yıl önce onunla Parrick Head’in 60. doğum gününde karşılaştık ve o bile bunu hatırladı! Genelde önden kaymayı halledemedik. Alain’e daha az önden kaymayla daha hızlı olabilir misin diye sordum, “Evet” dedi. Daha o an önden kaymanın onun için iyi olduğunu anlamıştı!

Sinir bozucu olduğunu söyleyemem, araçtan en iyisini çıkarmak ve onu geliştirmek için savaşıyorsunuz çünkü geliştiremeyeceğinizi itiraf etmenin imkanı yok. Tabii ki yapabilirsin, her zaman yapabilirsin, ama nereye kadar görülecek? Çok da kötü değildi, Monaco’da Alain’in arkasında ikinci bitirdim. Adelaide’da kazanabilirdim. Muhtemelen Hockenheim’ı kazanırdım çünkü son turda ormanın ortasında yakıtım bittiğinde Nelson Piquet’nin önünde lider gidiyordum.

McLaren’deki en iyi yarışım son yarışımdı. Adelaide’da, lastiğim fırladığında yarım dakika farkla lider gidiyordum, aynı şey Williams’ta Nigel’ın da başına gelmişti. O günlerde işler farklıydı. Sadece derin bir nefes alıp “hayatta kaldım” derdiniz o kadar. O akşam çok hoş bir partimiz oldu. Ron ve sonra karısı olacak Lisa olağanüstü derecede hoştular.

keke-rosberg

Fabrikaya ıvır zıvırımı toplamaya gittiğimde mühendisim Steve Nichols’ten fren disklerimin bir tur daha dayanamayacaklarını öğrendim. Yine biri benim arkamı kolluyordu ve aracın yarış dışı kalması çok iyiydi. Bunu duyduğunuz zaman son yarışın hiç de fena olmadığını düşünürsünüz.

İnsanlar Rosberg’in McLaren sezonunu zafersiz olarak hatırlarlar ve bu doğru. Ancak o kadar da ümitsiz bir sezon değildi. Belki bir veya iki kötü sıralama seansım vardı. Monaco kötüydü çünkü benim tarzımla birlikte önden kayan bir araç orada pek iyi değildi, ben de dokuzuncu filan oldum. Ama çok iyi bir yarış geçirdim, Aiain’in arkasında ikinci bitirdim, o gün drama yoktu. Sonra 1986 Frank ve Elio’nun kazaları oldu. Yani dramatik bir yıldı.

McLaren şahane bir dönemimdi. John Barnard, Steve Hallam ve Steve Nichols gibi şahane mühendislerimiz vardı. Tyler Alexander vardı ve kesinlikle pazarlama tarafında şahane bir öncü olmuş olan Ekrem Sami vardı. Şüphesiz Formula 1’deki en iyi sponsorluk anlaşmalarından bazılarını o yaptı. Takım bir sponsora nasıl hizmet edileceğini biliyordu.

Ron’la çok iyi arkadaştık. Tek sorun telsizde deli gibi konuşmasıydı. Her zaman McLaren içinde, her türlü çalışma halinde disiplinli olmak konusunda ciddiydi. Ron’un Formula 1’i, Sid Watkins gibi güvenliği geliştiren insanlar kadar geliştirdiğini unutmayın. Ron F1’e çok şey getirdi. Teknik tarafta karbon fiber şasi olsun, pazarlama tarafında konukseverlik olsun falan filan. Bu yüzden Ron birlikte çalışması ilginç bir adamdı.

mclaren-williams-keke-rosberg-nigel-mansell

Sonraki yıllarda, Lewis Hamilton ve oğlum Nico için, Ron ve Mercedes’in desteğiyle bir karting takımı kurdum. Bence bu çocuklar için temelde çok iyi bir şeydi çünkü takımda onlarla birlikte çalışan çok iyi insanlar vardı ve onlar motor sporlarında nasıl çalışılır çok erken bir yaşta öğrendiler. Sadece ‘çık, oyna ve eğlen’ değildi, gerçekten çalışıyorlardı. O zamanlar kartlarda kaydedilen bir sürü verimiz vardı, ki bu normaldi, ve biz bunu çok etkili kullandık. Çünkü verinin içine filan girebilecek ekibimiz vardı. Bence tek koltuklu serilerdeki erken yıllarında bundan çokça faydalandılar.

Ve tabii ki (Keke’nin menajerliğini yaptığı) Mika Hakkinen’in McLaren’de çok uzun süre kaldığını unutmayın. Bütün bunlar tabii ki işleri biraz karıştırıyor çünkü bunlar benim takımdaki tecrübelerimdi. Fakat bunlar benim sürüşümle mi ya da Mika’nın sürüşüyle mi ya da Mika’nın mutluluğuyla veya mutsuzluğuyla mı geldi? Bunu ayırt etmek her zaman zordur. Çünkü Mika çok uzun bir süre buradaydı. Ama aynı zamanda o ilişki benim McLaren’de olmamın iyi hissine dayalıydı.

Ve ben hala oradaki birçok insanla samimiyim.

Sosyal Medya Hesaplarınızla veya Üye Olarak Yorum Yapabilirsiniz