Devlerin Savaşı: Ford vs Ferrari

2

Kızgın bir İtalyan’ı mağlup etmek kaç paraya mâl olur? Öfkeli bir Detroitli neler yapabilir? Şimdi dinleyeceğimiz hikaye, kızgın bir İtalyan’la öfkeli bir Detroitli’nin hikayesi. Yani Enzo Ferrari ve Henry Ford’un hikayesi.

Altmışlı yılların başıydı. Ferrari Formula 1’de zaferler kazanmaya başlamış, şampiyonluklar elde etmiş, Le Mans 24 saat yarışında 60-61-62 yarışlarını arka arkaya kazanmıştı. Ferrari artık motor sporlarının zirvesindeydi.

Personel sayısı birkaç yüz kişiyle sınırlı Ferrari, motor sporlarını fethederken Detroit’te yüz binlerce kişiye iş veren Henry Ford, Avrupa’da yeterince araç satamamaktan şikayetçiydi. Çünkü Ford da diğer Amerikan markaları gibi Avrupa’da tutunamamış, marjinal kalmıştı.

Bir süre bu meseleye kafa yoran mühendisler, pazarlamacılar, stratejistler; satışları artırmanın en doğru yolunun Le Mans 24 saat yarışını kazanmak ve motor sporları yoluyla iyi bir itibar inşa etmek olduğunu düşündüler. Ancak bir sorun vardı, Ford yarışlar hakkında hiçbir şey bilmiyordu.

Yine de Kuzey İtalya’da bir kasabada, Maranello’da birilerinin bu konu hakkında bir şeyler bildiğini biliyordu.

Şirin kasabamız Maranello.

Le Mans’ı 3 kere arka arkaya ilk üç sırayı alarak kazanan Ferrari, altın çağını yaşıyordu. Ama finansal olarak şirket iflasın eşiğindeydi. Henry Ford hemen gözünü Maranello’ya dikti. Ferrari’yi satın almak istiyordu.

Artık finansal konulardan bıkmış, mafyaya borcu birikmiş Enzo Ferrari bu teklifi kabul etti. Taraflar 16 milyon dolar değerinde bir anlaşmada mutabakata vardı.

21 Mayıs 1963 günü Ford, İtalya’ya adeta çıkarma yapıyordu. Amerika’nın en ünlü avukatlarını, ekonomistlerini, pazarlamacılarını, adeta yıldızlar topluluğunu İtalya’ya sefere yolluyordu. Bu 12 kişinin karşısına Enzo, yakın bir arkadaşı olan Maranello kasabasının avukatıyla oturdu. Görüşmeler iyi başlamıştı. Her şey iyi gidiyordu. Ama bir anda hava değişti. Sözleşmeye göz gezdiren Enzo Ferrari durdu ve o meşhur mor mürekkepli kalemini cebinden çıkararak kağıt üstünde bir şeyler çizdi: “Hayır, bu hiç iyi değil.”

Enzo Ferrari’nin meşhur mor mürekkebinden kendi imzası.

Enzo Ferrari, şirketini satsa da takımını tutmak istiyordu. Tutkusu motor sporlarıydı. Araba satmasının sebebi zaten yarışmak istemesiydi. Ford’un istediğiyse onun en büyük tutkusu, Ferrari’nin motor sporları departmanıydı.

Enzo Ferrari duraksadıktan sonra mor mürekkepli kalemini sessizce cebine koydu. Avukatına dönüp “haydi gidip yemek yiyelim” dedi. İkili arkasını dönüp ağır adımlarla giderken, geride 12 öfkeli adam bırakmıştı. Enzo Ferrari “hayır” demeye bile tenezzül etmemişti.

12 öfkeli adam. Teşbihte hata olmaz derler.

Detroit’de işler kızıştı. Henry Ford sinirden deliye döndü ve küfürler savurdu. Sakinleştikten sonra kendisine yıllara ve milyonlarca dolara mâl olacak meşhur emrini verdi: “Bana Ferrari’yi Le Mans’da ezecek bir araba yapın.”

Ferrari’yi Avrupa’da mağlup etmek, Avrupalı kafası gerektiriyordu. Ford da böyle yaptı. İngiltere’ye gelip Londra’nın kenar mahallelerinde motor sporlarına şasi ve motor üreten küçük bir firmayla anlaştı. Firma küçük ama mücadele büyüktü. Saatte 340 kilometre hıza ulaşabilecek kadar hızlı, 24 saat durmadan gidebilecek kadar dayanıklı bir araç yapmaları gerekiyordu. Ve üstelik bu yetmiyormuş gibi, sadece on ayları vardı.

On ay boyunca gece gündüz çalışıldı ve Ford GT ortaya çıktı. Aerodinamikti, havada süzülüyordu adeta. 4.2 Litre V8 motor araca güç veriyordu. Araç mükemmeldi. Tabii ki piste çıkana kadar.

1964 Ford GT40 Mark1.

Piste çıktığında araç gerçekten hızlıydı. Ama korkutucuydu. Yüksek hızlarda yola tutunmuyor, dengesiz gidiyordu. Neyse ki testler zaten böyle zamanlar için vardı. Ancak testlerin ilk gününde araç kaza yaptı, kullanılamaz hale geldi. Ford bunu düşünmüş olacak ki ikinci bir prototip daha yapmıştı. Ama o da henüz sabah saatlerinde duvarda patladı. Ford, bu aracın problemlerini hiç bilemeden, iki ay sonraki yarışa hazırlanmak zorundaydı.

Yarış felaketti. Ford 1964 yarışı için elinden geleni yapmış, araçları tamamlamıştı. Fakat yarışta tüm araçlar yarış dışı kalmış, Ferrari ise ezici bir üstünlükle üç aracıyla ilk üç sırayı almıştı.

Maranello’nun küçük İtalyanları kazanmıştı. Detroit’in hırslı adamı Henry Ford artık daha da sinirliydi. İşi bildiği yoldan çözecekti. Eski arkadaşı Caroll Shelby’ye gitti. Shelby Amerika’da bir motor sporları kahramanıydı. Pilot ve takım patronu olarak büyük başarılar elde etmişti. En iyi pilotu da Ken Miles’dı ve o da iş başındaydı.

İkili Birmingham’a gelerek aracı test etti. Miles araçla birkaç tur attıktan sonra pitlere dönerek aracın “korkunç” olduğunu söyledi. İşler uzundu. Frenler, motor, aerodinami, süspansiyon… Her şey değişmeliydi. Zaman yoktu. Geliştirme takımı amfetaminlerle ayakta duruyor, gece gündüz çalışıyordu.

Yarış günü geldiğinde, Ford altı araçla piste çıkmıştı. Ferrari’ninse üç aracı vardı. Ve Ford, bu sefer gerçekten hızlıydı. Ancak işler yine iyi gitmedi. Ford’un altı aracı da yarış dışı kaldı. Enzo Ferrari’nin adamları yine şov yaparak ilk üçü aldı.

Artık Henry Ford’un sabrı taşmıştı. Bir İtalyan’ı İtalyan gibi mağlup edecekti. Kartvizitler bastırıp Le Mans ekibine yolladı. Bu kartvizitlerin üstünde “Kazansanız iyi olur.” yazıyordu. Tehdit ciddiydi.

Detroit’teki Ford fabrikası.

1966 artık Ford’un son şansıydı. Kimsenin bir kere daha ezilmeye tahammülü yoktu. 1966 aracının gelişimi için Ford, 15 milyon dolardan fazla harcamıştı. Ken Miles on binlerce tur atmış, bir sene boyunca aracın yanından ayrılmamıştı. Herkes canla başla bu araç için çalışıyordu.

Artık araç yüksek hızda kaya gibi sağlamdı. Frenler iyiydi, eskisi gibi bitmiyordu. Vites kutusu on binlerce kez test edilmiş, on binlerce kez baştan yapılmıştı. 1966 yılında hiç kimsede olmayan numaralarla bu araç geliştirilmiş, bilgisayar kullanılmıştı. Bu bir devrimdi. Yarış esnasında aracın maruz kalacağı zorluklar ölçülmüştü.

Bu hızlı araca cevap olarak, Enzo Ferrari, P3’ü geliştirdi. Enzo’nun cevabı çok zekiceydi. Araç yavaştı. Ama çok aerodinamikti ve virajlara odaklanılmıştı. Mekanik çekişte de iyi olan araç aynı zamanda çok iyi bir dayanıklılığa sahipti. Ve araç çok hafifti. Ford’dan daha az pite gelecekti. Ve P3 gerçekten muhteşem bir arabaydı.

Enzo Ferrari’nin son kozu: Ferrari P3.

1966’da gerçekten Ford sağlam bir yumruk sallıyordu. 20 ton yedek malzeme, sekiz araç, ve efsane pilotlarla geliyordu. Bruce McLaren, Chris Amon, Ken Miles pilotların bazılarıydı.

Ferrari mütevazi bir şekilde her zamanki gibi üç araçla piste geliyordu. Ama Enzo Ferrari’de kimsede olmayan bir koz vardı. O yıllarda tartışmasız bir şekilde dünyanın en hızlı adamı, Ferrari’nin ekibindeydi: John Surtees.

Ferari için bir aracın Ford araçlarını geçmesi yetiyordu. John Surtees’e gerekli taktikler verilmişti. Ford’ların yarışın başından başlayarak tam gaz gidecekleri biliniyordu. Fakat zayıf noktaları buydu. Hata yapacaklar, pite sık girecekler, yorulacaklardı. Belki araçları yarış dışı bile kalabilirdi. Ferrari işini biliyordu.

Ancak yarış yaklaştıkça işler karıştı. John Surtees yarışmayacağını açıkladı. Ferrari Le Mans takım yöneticisi politik oynamış, hiç sevmediği Surtees’in yerine başka bir pilotu yarıştırma kararı almıştı.

Surtees’in yokluğunda Ford araçları sıralamalarda ilk dört sırayı aldılar. Yarışın startını da artık işleri kendisi yürütmek isteyen Henry Ford bizzat vermişti.

Henry Ford II ve eşi, 1966 yarışının startını vermek üzere.

Yarışın başlarında Ford çok baskındı. Adeta ulaşılmazdı. Birkaç saat sonra işler değişmeye başladı. Ford’u önce mekanik sorunlar vurdu. Gece çöktüğünde Ferrari müthiş viraj kabiliyeti ve yakıt ekonomisi sayesinde liderliğe yükselmişti. 8 Ford aracından 4 tanesi yarış dışıydı. Ford için tatsız bir yıl daha oluyordu.

Araçların sorunlu olduğundan korkan Ford ekibi, pilotlara tempo yükseltmeden yarışı tamamlamalarını söyledi. Başlangıçta herkes kurallara uyuyordu. Sonra Ken Miles, arka arkaya dudak uçuklatıcı turlar atmaya başladı.

Ken Miles liderliği geri aldı. Ferrarilerse bu tempoya ayak uyduramadı. Ford araçlarına yetişmek için fala zorlamışlar, ya kaza yapmışlar ya da arıza yaşamışlardı. O gün Henry Ford canlı gözlerle müthiş zaferini izledi.

Ford’un öfkeli bir İtalyan’ı yenmek için tam olarak ne kadar para harcadığı bilinmiyor. Bu muhtemelen tarihin en kötü yatırımların biriydi. Ama bize müthiş bir hikaye verdi.

Hesaplaşma burada bitmedi. Arka arkaya altı kere Le Mans kazanan Ferrari’den sonra Ford, dört kere arka arkaya Le Mans 24 saat yarışını kazandı.

Ferrari’yi kendi evinde, Formula 1’de mağlup etmek isteyen Ford bu sefer oraya da girdi. 1968 yılında Ford, Formula 1 tarihinin en başarılı motorunu yaptı: Ford-Cosworth DFV.

Formula 1 tarihinin en başarılı motoru Ford-Cosworth DFV. Yani Henry Ford’un intikamı.

Bu motor piste çıktığı 1968 yılından başlayarak yarıştığı 15 sezonda sadece iki kere şampiyon olamadı. İkisinde de şampiyon Ferrari motoru olmuştu. Ama Ford, Ferrari’yi Formula 1’de de açıkça mağlup etmişti.

Ford Le Mans’dan erken çekildi. Çünkü 70’lerde Porsche açık bir üstünlük kurmuştu. Turbo motorlarının gelmesiyle geride kalan Ford, Formula 1’den de DFV motorunu geri çekmek zorunda kaldı. Başka motorları da Formula 1’de pek başarılı olamadı. 1994 ve 1995’te Ford’un son şampiyonu Michael Schumacher oldu ve Ford 1999 yılı sonunda Formula 1’den çekildi. İronik bir şekilde Ford’un Formula 1’den çekilmesiyle birlikte Ferrari’nin altın çağı başladı.

Ford’un son şampiyonu Schumacher iş başında.

2 YORUMLAR

Sosyal Medya Hesaplarınızla veya Üye Olarak Yorum Yapabilirsiniz