Formula 1’in 67. sezonu biterken 33. şampiyona kavuştuk. 2016 yıllar sonra efsane bir sezon olarak anılmayacak belki ama bazı yönleriyle tarihteki yerini alacak gibi görünüyor. Sezonun bu yönlerine ve seyrine bir göz atalım.

2016 en çok hangi yönüyle hatırlanacak derseniz, tabii ki şampiyon Rosberg ile fakat asıl soru Rosberg’in nasıl bir şampiyon olduğu. Her sporda olduğu gibi F1’de de birçok yıldız isim var. Bireysel sporlarda (F1 de bir anlamda bireysel spordur) yıldız isimlerin yenilmesi her daim dikkat çekicidir. Biz de Rosberg’in Hamilton’ı nasıl yendiğine odaklanalım biraz.

Şampiyonluğun dönüm noktalarından
Şampiyonluğun dönüm noktalarından

Lauda’dan itibaren Prost, Senna, Schumacher, Hakkinen, Alonso, Hamilton, Vettel gibi birden fazla şampiyon olmuş ve herkesçe yıldız olarak lansedilen pilotların en büyük özelliği, araçtan fazlasını çıkarmaları ve takım arkadaşlarını her daim mağlup etmeleridir. Prost-Senna veya Alonso-Hamilton’ın aynı takımda sürmesinden bahsetmiyoruz. Senna-Berger, Alonso-Fisichella aradığımız örnekler. Takımın 2. pilotlarının, yıldız pilotlarını hele de bir şampiyonluk yarışında geride bıraktığını herhalde ilk defa yaşıyoruz. Peki, Rosberg gerçekte nasıl bir sürücü?

Rosberg herhalde en çok Button’a yakın bir pilot. Yukarıda saydığımız yıldız pilotlarla, Berger-Coulthard-Massa-Barrichello-Webber gibi güçlü takımlarda 2. pilot olarak kalmış pilotlar arasında kalan ince bölgede. Bu bölge neden ince bir bölge, çünkü pilotun kariyeri ilerledikçe ya şampiyon olarak üst basamağa geçer ya da belli bir noktayı aşamayarak 2. seviyeye düşer. Bu aradaki bölgede kalmak zordur.

Hatırlarsanız 2010’da Webber’in genel olarak önde gittiği sezonda, seyirciler Avustralyalı pilot için hep bir kırılganlık hissetmişlerdi. Belki son yarışta 2. olsa, şampiyon olacaktı ama sıralamalarda Vettel polü alırken; o 5. oldu ve yarışta da yaptığı hatayla şampiyonluğu Vettel’e götüren pitleri başlatmıştı. Rosberg, genellikle Webber gibi kırılgan bir pilot olmadı.

Webber yine 2. koltukta
Webber yine 2. koltukta

Rosberg’in 2016 sezonundaki performansında göz ardı edilen çok önemli bir nokta var. Rakibiniz gridin en hızlısı ve 3 kere şampiyon olmuş bir pilotken, üstelik bunların ikisini de size karşı elde etmişken, ertesi sezon böylesine güçlü bir pilotla başa baş mücadele etmek bile önemlidir. F1 tarihinde böyle bir geri dönüşü bir daha göremeyebiliriz. Rosberg’in şampiyonluğundaki en büyük en değerli yan bu sanki.

Yıllar sonra, hatta gelecek yıl yeni araçların performansını gördükten sonra Rosberg’in bu şampiyonluğunun değeri daha da anlaşılır olacaktır. Altınızda böyle bir araç varken ne olursa olsun şampiyon olmalısınız. Gerisi detay.

Geride bıraktığımız sezonda birçok kırılma noktası yaşandı. Biz kırılma noktalarından ziyade Rosberg’in kazandığı iki yarışa bakalım; Singapur ve Japonya GP. Spa’da Hamilton’ın cezaları ve Monza’da kötü startı sayesinde puan farkı iyice azalmıştı. Singapur’daki sezon arasından sonra ilk gerçek karşılaşmalarında, Hamilton’ın Rosberg’i net bir şekilde geçip “fazla umutlanma” mesajı vereceğine fazlasıyla inanıyordum. Hamilton bırak mesaj vermeyi, net şekilde geçilen taraf oldu. Üstüne üstlük aralarına Ricciardo girdi. Hamilton, Cumartesi günü takım arkadaşına geçilecek, hem de aralarına başka bir pilot daha girecek, inanması gerçekten zor.

Rosberg’in bizde etki bırakan diğer yarışı da Japonya GP’si. Baştan sona üstün götürdüğü yarışta, Hamilton kötü startla daha ilk turdan şansını kaybederek 3. olmuştu. Malezya’da motoru patlayan Hamilton, bu sefer Suzuka’da muhteşem bir dönüşle puan farkını azaltır diye düşünürken, fark 23’ten 33’e çıkmıştı. Zaten o 33 puanlık fark kalan 4 yarışta eriyerek 5 puana düştü ama yetmedi.

Hamilton’ın Sepang’da patlayan motoru, herhalde 2006 Suzuka’dan beri patlayan en dramatik motordu ya da modern adıyla güç ünitesi. Evet, 2008 Macaristan, 2010 Kore, 2012 Singapur gibi dramatik anlar da oldu ama hiçbiri 2016 Malezya GP’si gibi hatırlanmayacak.

Hamilton ve Rosberg arasındaki rekabeti büyük oranda Mercedes’e borçluyuz. Turbo motorlar döneminde azalan motor sesleri ve daha önemlisi azalan rekabetle beraber Formula 1 seyirci kaybı yaşadı. Eğer Mercedes, geçmişte Ferrari’nin yaptığı gibi 2. pilot uygulamasına sahip olsaydı, son 3 sezon iyice işkence haline gelebilirdi. Ferrari ve RBR taraftarları 2002 veya 2013 yıllarını çok güzel anımsıyor olabilir ama emin olun çoğu taraftar için o sezonlardaki yarışları izlemek zulümdü. Mercedes’in de 2014 Belçika’dan sonra yaşananlarda olduğu gibi şeffaf olmayan politikaları oldu ama Formula 1’i az çok bilen taraftarlar için bunun geçmişte yaşananlara göre ufak bir olay olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Burada meselemiz Mercedes’i övmek değil, Sir Patrick Head’in dediği gibi hiç kimse kendini Formula 1’in üstünde görmemeli.

P. Head - F. Williams - A. Jones - 1979
P. Head – F. Williams – A. Jones – 1979

Evet, yazımızı tam bu noktada virgül koyup hafta sonu bitirecektik ki bugün (cuma) Rosberg’in emeklilik kararını öğrendik. İlk başta şaka zannetsek de kısa zamanda işin ciddiyetini anladık. Bu karar, belki de şu ana kadar yazdıklarımızı anlamsız hale getirdi ama yazıyı da silmek istemedik. Rosberg, böyle bir karar vererek gerçek bir Fin olduğunu kanıtladı, bir Alman asla böyle bir şey yapamaz.

Oturup Rosberg’le konuşmuşluğumuz yok fakat yaşı itibariyle emeklilik çok erken. Birkaç sene sonra ya F1’e geri dönüş ya da muhtemelen Mercedes’le bir DTM yapar.

Bu zıplamaya hala emeklilikten daha fazla şaşırıyoruz.
Bu zıplamaya hala emeklilikten daha fazla şaşırıyoruz.

Sosyal Medya Hesaplarınızla veya Üye Olarak Yorum Yapabilirsiniz