F1’de her takım 2 sabit pilotla yarışmak zorunda kalmadan önce gride yeni adım atacak çaylakların da peşinden koşmuş ve onlara hak ettikleri fırsatı verebilmişti.

Bu listedeki birçok pilot da ilk yıllarında takımları etkilemiş ve gelecek yıllarda oldukça başarılı olacağı düşünülmüştü. Lakin ölümcül kazalar, şanssızlıklar ve pilotların Formula 1 kariyerlerini ikinci plana atması beklenen başarıları bir türlü getirmedi.

Eugenio Castelotti

Parladığı an: 1955 Spa’da aldığı pole pozisyonu

Castelotti yaşının da getirdiği gençlik ateşiyle geçirdiği 2 sezonda tam bir cumartesi pilotu görüntüsü çizdi. Çaylak sezonunun yarısını Lancia’da geçirirken Alberto Ascari’nin hayatını kaybetmesiyle kapanma kararı alan takıma tarihinin en büyük başarısı olan pole pozisyonunu getirip yarışı mekanik arıza nedeniyle tamamlayamamasının ardından Ferrari’ye transfer olarak İtalya’da o sezonki 2. podyumunu aldı ve Mercedes’lerin domine ettiği sezonu yalnızca 12 puanla 3. tamamladı. Pole pozisyonunu aldığı Belçika GP’sinden sonra kapanan Lancia takımının temelini oluşturduğu D50 modelini kullanan Ferrari’de 1956 sezonu genelinde takımın en iyi 2.(Şampiyonluk mücadelesi veren Collins’den iyiydi) sezonun ise en iyi 3. sıralama turu pilotu olmasına karşın mekanik arızalar peşini bırakmadı ve sezonu yalnızca 1 podyumla şampiyona 6’ncısı olarak tamamladı.

1957 sezonunun başında yapılan testlerde henüz 27 yaşındayken hayatını kaybeden Castelotti “Yeni Fangio kim olacak?” sorusunun sorulduğu ortamda Arjantinlinin hızına en çok yaklaşan isimlerin başında gelse de inanılmaz hızını istikrarla birleştiremedi. Eğer hayatını kaybetmeyip devamlılık yakalayabilseydi 1958, 1961 ve 1964 sezonu için iddiası olan Ferrari’de en az 1 şampiyonluk elde edebilirdi.

Peter Collins

Parladığı an: 1956’da peş peşe koşulan Belçika ve Fransa yarışlarını kazanması

Collins 1952’de HWM ile henüz 20 yaşındayken Formula 1 dünyasına adım atsa da 1956 sezonunda Ferrari ile yaptıkları onu efsaneleştirmişti. Sezon başında şampiyonluk favorisi değilken Fangio’nun, yaptığı iki büyük hatanın ilkinde seyircilerin kural dışı bir şekilde aracını itmesiyle, diğerinde ise Collins’in aracına binerek(o dönem pilotlar takım arkadaşlarının aracını yarış içinde devralabiliyordu ve puanlar paylaştırılıyordu) kurtulmasıyla Arjantinli pilotun bir sezonu daha şampiyonlukla bitireceği tahmin ediliyordu. Lakin Collins sonraki iki yarışı kazanarak bir anda şampiyonluk adayı haline geldi ve Ferrari de Fangio’yu mutlak lider yapmayı reddetti.

İngiltere’de Fangio’nun arkasında ikinci olduktan sonra Almanya’da yaptığı kaza tüm avantajı Fangio’ya geçirmişti ve şampiyon olmak için İtalya’da en hızlı tur+galibiyet dublesi yaparken Fangio’nun puan alamamasına ihtiyaç duyacaktı. Monza’da Fangio yarış içinde mekanik arıza yaşayınca Collins’e de şampiyonluk için bir şans doğmuştu ancak o arabasını Fangio’ya teslim etmeyi tercih etti ve nedeni sorulduğunda şampiyon olsaydı eskisi gibi yaşayamayacağını söyledi. Collins de hayatın tadını çıkarmak isteyen pilotlardandı ve bu huyu 1957/1958 sezonlarında Fangio olmasa bile takım liderliği rolünü kaptırmasına neden oldu. 1958 Almanya GP’sinde hayatını kaybeden Collins sıralamalarda çok hızlı olmasa da 1956 sezonu boyunca kendini çok geliştirdi. Bu gelişimini kalan sezonlarda da gösterseydi Formula 1 tarihine Monza 1956 ile değil şampiyonluklarla geçebilirdi. Yine de tarihte Fangio’ya karşı böyle bir mücadele veren nadir pilotlardan biriydi.

Ricardo Rodriguez

Parladığı an: Kariyerinin ilk yarışı 1961 İtalya GP’si sıralama turlarında 2. olması

1960’ların Max Verstappen’i Rodriguez 15 yaşında motosiklet yarışlarını bırakarak dört tekere geçti ve 1961’in sondan bir önceki yarışıyla Formula 1’e adım atana kadar da başarılı grafiğini sürdürdü. İtalya 1961’de ise 2.46.4’lük derecesiyle takım arkadaşı Wolfgang Von Trips’ten yalnızca 0,1 saniye geride kaldığında ise 19 yaşındaydı ve yarışta Phil Hill’den- Amerikalı sürücü sezon sonunda şampiyon olacaktı- hızlıydı. Ancak yarışı mekanik arızayla tamamlayamadı.

Ferrari’nin zayıfladığı 1962 sezonu da spinler, arızalar ve aracın yarış öncesi başkasına verilmesiyle verimli geçmese de son şampiyon Phil Hill’i birçok sıralama turunda geride bırakmıştı. Maalesef takvime dahil olmayan yarışlar arasında yer alan Meksika GP’sinde kullandığı Lotus’un kontrolünü kaybetti ve bu kaza hayatına mal oldu. Meksika’daki piste kendi ve 1971’de hayatını kaybeden abisi Pedro Rodriguez’in soy ismi verilirken Ricardo da Formula 1 yarışlarına katılan en genç pilot olarak tarihe geçti ve şu an bile bu istatistikte 5. sırada.

Yetenek ve saf hız konusunda bence tarihe geçecek seviyedeydi ve eğer beklenen gelişmeyi gösterseydi ben bir şampiyonlukla bile yetinmeyeceğini düşünüyorum. Ayrıca hala Ferrari tarihinin en genç pilotu konumunda ve bu rekorun kırılması da oldukça zor görünüyor.

Bruce Mclaren

Parladığı an: 1959 ABD GP’sini kazanması

İlk sezonunda henüz 22 yaşındayken Cooper ile ilk galibiyetini alarak (1959 ABD) 44 sene boyunca en genç yarış galibi ünvanını elinde bulunduran McLaren ertesi sene Cooper’ın domine ettiği sezonda Brabham’ın arkasından gelerek genel klasmanı 2. noktalamış ve br sonraki sezon için harika sinyaller vermişti.

Ne var ki sıralamalardaki zafiyeti sezonun 2. yarısında patlak vermiş ve  sezon Jack Brabham tarafından domine edilmişti. Saf hız konusunda rakiplerine oranla zayıf olması nedeniyle sonraki sezonlarda yavaş Cooper’ıyla zorlanan Mclaren ise 1966’da kendi markasını kurarak tarihe bambaşka bir şekilde geçmeyi başardı.

1968 sezonu için takım arkadaşı olarak önceki senenin şampiyonu Denny Hulme ile anlaşan Mclaren Belçika GP’sinde takımın ilk galibiyetini elde ederek tarihte bunu yapan 3. pilot oldu ve tarihe geçti. Kariyerinin kalanında Hulme’a hız olarak mağlup olsa da bu toplam puanlara yansımamıştı. Bruce,  1970’te yaptığı kaza sonucu aramızdan ayrıldığında çok büyük bir miras bıraktı ve temellerini attığı McLaren tarihin en büyük takımlarından birine dönüştü.

Chris Bristow
World Copyright – LAT Photographic

Parladığı an: İlk yarışı 1960 Monaco GP’si sıralama turlarında 4. olması

Bristow da tıpkı Rodriguez gibi yalnızca 4 yarışa katılan ve genç yaşta hayatını kaybeden bir pilottu. 1960’ta Cooper’ın eski araçlarından biriyle yarışmasına rağmen yeni aracı kullanan Bruce Mclaren’den çok daha hızlı olduğunu gösterirken aynı aracı kullanan efsane pilot Tony Brooks’a karşı da oldukça yakın bir performans göstermişti. Cooper’ın birinci motoru olan Climax ile yalnızca üç sıralama turuna çıktığı için kesin bir yorum yapma şansımız az olsa da az sayıdaki bu veri bile kalitesini belli ediyor.

O sezon şampiyonluğu kazanma ihtimali bulunan Stirling Moss’un ciddi yaralandığı, Alan Stacey ve Chris Bristow’un hayatını kaybettiği Belçika GP’si hafta sonu ise tarihin en dramatik hafta sonlarından biri olmuştu. 1960 Belçika GP iki pilotun yarış esnasında hayatını kaybettiği tek yarış olarak tarihe geçse de kendisini yakından tanıyanların şampiyon olacağına inandığı Chris Bristow’un unutulması gerçekten de üzücü.

Jacky Ickx

Parladığı an: 1968 Fransa GP’sinde galip gelmesi

 

 

 

 

Katıldığı ilk yarışı 6. tamamlayarak(1967 İtalya GP) dikkatleri üzerine çeken Ickx ertesi sene 23 yaşında Ferrari’ye transfer oldu. Burada takım arkadaşı Amon’a karşı hız bakımından geride kalsa da takım adına sezonun neredeyse tüm şanssızlıklarını Amon yaşamış ve Ickx puan tablosunda 33-10’luk ciddi bir üstünlük yakalamıştı. Fransa’da elde ettiği galibiyet onu o zamana kadar en genç 2. kazanan ve Almanya’daki polü de onu en genç pol pozisyonu elde eden pilot yapıyordu(şu an iki istatistikte de 8. sırada bulunuyor).

Ferrari ile yaşanan anlaşmazlık sonucunda önce Lotus’a giden Rindt’in boşluğunu doldurmak için Brabham’a imza atan Ickx sıralamalarda takım arkadaşı Brabham’a karşı denk performans sergilese de puanlarda 37-13 öndeydi ve aldığı 2 galibiyet 5 podyum onu Stewart’ın domine ettiği sezonda 2. yapmaya yetti. 1970’te Ferrari’ye geri dönerken 13 yarışın yalnızca 8’inde yarışan çaylak takım arkadaşı Clay Regazzoni’yle beraber katıldıkları yarışlarda Arjantinli sürücüyü küçük bir farkla da olsa mağlup etmeyi başarmıştı. 4 yarış kala şampiyona lideri Jochen Rindt hayatını kaybederken Ickx kalan yarışlarda öne çıkan isim oldu ve karnesine 2 galibiyet daha ekleyerek sezonu bir kez daha 2. tamamladı.

1971 ve 1972’de umduğunu bulamayıp iki sezonu da 4. tamamlarken sıralama performansı ortalamanın üstüne çıkmamış ama takım arkadaşı Regazzoni’yi iki sezonda daha puan olarak geçmeyi başarmıştı. Araçların dayanıklılığına destek veren istikrar temelli sürüşü 1974’te başarısız geçen Lotus macerasından sonra onu Formula 1 kariyerine devam etmek kaydıyla halihazırda başarılı olduğu dayanıklık yarışlarına daha çok odaklanmasını sağladı.

Ickx ilki 1969 olmak üzere 6 kere Le Mans’da mutlu sona ulaşmış ve Formula 1’de yapabileceğinden fazlasını elde etmişti. Belki de 1974’te gerçekten başarılı bir F1 pilotu olan Ronnie Peterson ile yarıştığında da potansiyelini diğer serilerde daha iyi yansıtabileceğini fark etmiştir.

Johnny Servoz Gavin

Parladığı an: 1968 Monaco GP’sine 2. başlayıp ilk turda liderliği ele geçirmesi

Gavin o dönemin Formula 1 pilotlarını çok iyi özetleyen biri. Hızlı parlayan kariyeri, ilgi çeken imajı ve hareketli özel hayatıyla bilinen Gavin, Jackie Stewart’ın yerine 1968 Monaco GP’sine Matra takımı için katıldığında 26 yaşındaydı ve 2. başladığı yarışta erkenden liderliği alsa da 3. turda kaza yaparak yarış dışı kalmıştı. Buna rağmen F1’de kalıcı bir kontrat elde etmenin kapısını aralamıştı. Monza 1968’de 14. başlasa da rakiplerinin arızalarından da faydalanarak ön sıralara tırmandı ve Jacky Ickx ile yaşadığı Formula 1 tarihine geçecek düello son turdaki geçişiyle kendi lehine sonuçlandı(tam 17 turun sonunda önceki turdaki sıraları değişti).

Pes etmemesiyle herkesi etkileyen Servoz Gavin hala Formula 1’de kalıcı olamadığı 1969’da F2’yi kazanmasının ardından bir sonraki sene kendisinden beklenmeyen bir sonla Formula 1 kariyerini noktaladı. Off-Road yarışlarında gözü ciddi hasar alan Servoz Gavin İspanya’da puan aldıktan sonra Monaco’daki sıralama turlarında yarışa katılmaya hak kazanamayınca emekliliğini açıkladı. Bu ani emekliliğin nedeninin göz hasarı olmadığını düşünenlerin sayısı da bir hayli fazla. Zira yarış kariyerine tam odaklanmıyordu ve 1968 Monza’daki inatçı Gavin’den beklenen kesinlikle bu değildi.

Ben saf yetenek bakımından yakın arkadaşı Francois Cevert’e oldukça yakın olduğunu düşünsem de ikilinin kariyeri oldukça farklı gelişti ki Gavin’den boşalan koltuğa da ilk kez Formula 1’de yarışacak olan Cevert gelmişti.

Stuart Lewis Evans

Parladığı an: 1957 İtalya’da aldığı pol pozisyonu

27 yaşında Formula 1’e adım atan Lewis Evans Connaught ile ilk yarışına katılsa da ertesi yarışa Vanwall’ın liderleri Tony Brooks ve Stirling Moss katılmayınca ona dönemin en iyi takımlarından birinde önemli bir şans doğmuş oldu.

Bu şansı iyi kullanan ve yılın devamında iki yıldızın arkasında destekleyici rolü üstelenen Lewis Evans sezon içinde kendini geliştirdi ve İtalya GP’sinde önce polü, sonrasında ise ilk turda kaybettiği liderliği geri aldı. Ne var ki yaşadığı arıza nedeniyle yarışı bitiremedi. 1958 sezonunda da gelişimini sürdüren Lewis Evans, Tony Brooks ve Stirling Moss’u zaman zaman da geride bırakmayı başarmıştı ancak yarış temposu olarak hala takım arkadaşlarının gerisindeydi. Sezon finali olan Fas GP’sine geldiğimizde ise Vanwall takımından Moss’un bir şansı bulunuyordu. Yarışı hem kazanması hem de lider Hawthorn’un 2. olmamasını beklemek zorundaydı. Moss üzerine düşeni yapsa da takım arkadaşı Brooks’un arıza yaşaması ve Evans’ın geride kalması Moss’un işini zorlaştırmıştı.

Üst sıralara tırmanmaya çalışırken yaşanan vites arızası ve kazayla beraber aracının alev alması Evans’ın hayatına mal olmuştu. Arabadan çıksa da vücudunda oluşan yanıklar nedeniyle kurtarılamaması en çok da takım sahibi Tony Vanderwell’i etkilemiş ve Vanwall takımlar şampiyonluğunu kazandıktan sonra Formula 1 sahnesinden çekilmişti. Moss ise Ferrari pilotu Phil Hill’in takım arkadaşı Mike Hawthorn’a yer vermesiyle beraber şampiyonluğu kaybetmişti. Evans bence 1960’larda şampiyonluk mücadelesinde bulunacak hızlı bir pilottu.

Chris Amon

Parladığı an: 1967’de Ferrari’yi tek başına taşıması

Rodriguez gibi 19 yaşında Formula 1’e adım atan Amon’un kendini tam anlamıyla gösterecek bir arabaya sahip olması için 4 sene beklemesi gerekti. Ferrari’de takım arkadaşı Lorenzo Bandini’nin hayatını kaybetmesiyle genelde tek başına yarışan Yeni Zelandalı sürücü araçtan maksimumu çıkarmayı başardı ve bu performansla İtalyan ekibin 1967 sezonunu kurtardı.

Ertesi sene ise 3 pole almasına rağmen birçok şanssızlık yaşayarak galibiyeti kaçırdı. Kendisinin yaşadığı şanssızlıklar bambaşka bir yazı konusu olabilecekken 1970 sezonunda Stewart’a karşı ezilmeyen tek March pilotu olması ise kalitesini bir daha kanıtladı. Amon’un kariyerinde herhangi bir galibiyet olmasa da yarışlara detaylı bakıldığı zaman bir dizi şanssızlık olarak adlandırabileceğimiz olayların onu ne kadar engellediği anlaşılıyor. Zaten herhangi bir pilotun takım arkadaşına üstün olduğu bir senede 33-10 geride olmasının başka izahı da olamaz(Ickx’e karşı 1968; sıralamalarda 7-2 Amon öndeydi ve yarış temposunda da oldukça başarılıydı).

Piers Courage

Parladığı an: 1969 Monaco’daki 2’nciliği etkileyici olsa da 1969 ABD GP potansiyelini daha iyi yansıtıyor

1967’de ilk yarışına çıkan ve ertesi sezon BRM’de gösterdiği performans ile Frank Williams’ı etkileyen ve 1969’da Williams’ın sahip olduğu bir Brabham aracında yarışan Courage burada Ickx ve Brabham’ı nadiren geçerken Monaco’da rakiplerinin yaşadığı mekanik sorunlardan faydalanarak 2. oldu ve kariyerindeki ilk podyumu almış oldu. Tecrübesizliğini hesaba katarsak başarılı bir sezon geçiren Courage bu sonucun yanı sıra ABD GP’sinde de 2. olmayı başardı ki takım arkadaşları içinde gerçekten de en hızlısı oydu.

Sezonu 8. tamamladıktan sonra Frank Williams ile beraber De Tomaso’ya geçti ancak araç Brabham’ın seviyesinden uzaktı. Buradaki 4. yarışı olan Hollanda GP’sinde geçirdiği kazada hayatını kaybederken dostu Jochen Rindt, Courage’ın ölümü nedeniyle Formula 1 kariyerini sezon sonu noktalamaya karar verdi ancak o da İtalya GP’sinde hayata gözlerini yumdu. Courage Jim Clark’ın ölümünden sonra Lotus’a destek için düşünülen isimdi ancak o Reg Parnell Racing’in himayesinde kalarak BRM’le yarışmıştı. Eğer Lotus’a imza atsaydı kariyeri çok başka şekilde gelişebilir ve şampiyonluk mücadelesine dahil olabilirdi.

Sosyal Medya Hesaplarınızla veya Üye Olarak Yorum Yapabilirsiniz