80’ler ve 90’larda şampiyonluk düğümünün Suzuka’da çözülmesi gibi 21. yüzyılın başları da Interlagos’un efsanevi finalleriyle hatırlanacak. Bu efsanevi finallerden biri de yağmurlu 2012 Brezilya GP’de yaşandı.

Dramatik kelimesinin sözlük karşılığı olan yarışlardan biriyle daha karşı karşıyayız. Canlı izlerken, hop oturup hop kalktığımı hatırlıyorum. Şampiyonluk yarışının gerginliği de var içerisinde tabi. Ancak tekrarını her izlediğimde ne olacağını bilmeme rağmen yine de hop oturup hop kalktım. Zaten iyi yarış, sonucunu bilsen de keyif aldığın değil midir?

Gridde ilk çizgiyi kapatan Mclaren’ler bile aslında sezonu anımsatmaya yetiyorlar. Sezonun ikinci yarısında Red Bull’larla başa baş giden takım Mclaren’di hep, 2012 ABD GP koşulduğunda şampiyonluk potasında olanlar Sebastian Vettel ile Fernando Alonso olmasına rağmen biz Lewis Hamilton’la Vettel’in çekişmesini görüyorduk. Alonso ise sezonun ikinci yarısında olduğu gibi kötü aracını dişiyle tırnağıyla ancak podyuma çekebiliyordu. O açıdan ilginç bir sondu. Vettel, yaz arasındaki 40 puanlık farkı eritip bir de üstüne 13 puan fark atınca, son yarışta kimin favori olacağı açıktı. Ama iyi ki yağmur tanrıları var; kaos, kaderleri yeni baştan yazdı. Vettel’in de Alonso’nun da insanüstüleştiğine tanık olduk.

Vettel’in temkinli kalkışı ve Webber’in takım arkadaşının önünü kapatmasıyla Vettel kendisini orta grubun kaosunda buldu. Raikkonen 4. viraj öncesinde Vettel’e çarpmaktan kendisini pist dışına atarak kurtarsa da Bruno Senna viraj içerisinde Vettel’e temas etti. Vettel fanlarının yürekleri ağızlarına gelse de Alman, hasarlı otomobiliyle yarışa devam edebildi ve birkaç tur içerisinde Alonso’nun arkasına geldi.

Alonso ise ilk turda, takım arkadaşı Massa’nın yardımıyla iki pilotu birden geçerek kendisini şampiyonluğu elde edecek bir konuma getirdi. Alonso’nun mutlaka podyumda yer alması gerekiyorken Vettel’in ise ilk 4’te olması yetiyordu. Şampiyonluk, yarış boyunca birden çok kez el değiştirdi. Alonso’nun ikinciliğine rağmen Vettel’in 6.’lığı Alman pilotu en genç 3 kez dünya şampiyonu yapacaktı.

Podyumda tıpkı 2008 Brezilya GP’de olduğu gibi kaybeden taraf vardı, hüzün oraya aitti, sevinç ve medyanın ilgi odağı ise alt taraftaydı. Felipe Massa yarış boyunca iyi bir performans gösterip, kendi seyircisi önünde bir kez daha şampiyonanın kaderini belirleyen insan olarak podyuma çıktı. 2007’de Raikkonen’e yardım etmişti, bugünse Alonso için yol verdi, arkadakileri tuttu. Button ise sezonu 3 zaferle kapatarak iyi bir performans sergilemiş oldu.

Yarışın flaş isimlerinden biri ise Hulkenberg’di. Hulkenberg ilk polünü 2010’da bu pistte almıştı. Yağmurlu havada gerçekleşen sıralama turlarında kuruyan pistte doğru zamanda turlayarak Williams’ını 1 sn farkla ilk cebe yerleştirmişti. Hulk, bu pisti sevdiğini 2 yıl sonra kariyerinin en iyi yarışını burda geçirerek gösterecekti. Islak zeminde, o hafta sonunun en hızlı aracı olan Mclaren’lere kafa tutabilmiş, doğru lastik seçimiyle Jenson Button’la birlikte en yakın rakiplerine 40 sn fark atmış, sonrasında Button’ı geçmiş idi.

O fark gereksiz bir güvenlik aracı periyoduyla eritildi tabi ancak yeniden verilen start sonrasında Hamilton’la olan farkı sabit tuttu. İlerleyen turlarda en olmayacak türden bir hatayla, yarım spinle, liderliği kaptırmış oldu. Ancak yine de Hamilton’ı yakaladı ve tam geçeceği sırada ikili birbiriyle çarpıştı. Şampiyonluk yarışının tüm alevine rağmen, yarışın en dramatik anlarından biriydi. Galibiyet şansı gitmişti artık ancak aldığı tartışmalı pitten geçme cezasıyla yarışı 5. bitirdi ve bugün hala bir podyumu bile yok.

Kimi Raikkönen ile Michael Schumacher’in ilk virajdaki mücadelesi hatırlatılmayı kesinlikle hak ediyor. Tüm viraj boyunca birbirine çarpacak kadar yakın ama birbirine de değmeyecek kadar mesafede tabiri caizse birbirlerine kilitlenerek gittiler. Büyük pilotlar burada belli olur işte. Maldonado’nun orada olduğunu düşünsenize. (Düşünemedi!)

Yarış boyunca yaşanan tek mücadele şampiyonluk için verilmedi elbette. Arka sıralarda Caterham ve Marussia arasında takımlar şampiyonasında 10. olabilmek için kıyasıya bir mücadele vardı. Vitaly Petrov, elde ettiği 11.’likle takımlar şampiyonasında Caterham’ın Marussia’yı geçmesini ve böylece televizyon gelirlerinden pay elde edebilmesini sağladı.

Bu yarış aynı zamanda vedaların yarışı oldu. Schumacher, emekliliğin kapısını bu kez kesin olarak çaldı. Hamilton aralarında büyüdüğü, ailesi gibi olan Mclaren’i bırakıp Mercedes’e geçti. Başarılı bir yarış çıkaran Kamui Kobayashi yine de koltuğunu koruyamadı ve boşa çıktı. Hulkenberg büyük umutlarla Sauber’e, Perez yine büyük umutlarla Mclaren’e gitti. İlk turda Vettel’i biçen Bruno Senna tulumunu alıp muhtemelen dönmemek üzere gitti ve bir daha geri dönemedi. HRT ise F1’in çöplüğünü boyladı. Herkes Minardi olamıyor tabi.

Sosyal Medya Hesaplarınızla veya Üye Olarak Yorum Yapabilirsiniz